Kayıtlar

Kocatepe’den Doğan Zafer

Aslında 30 Ağustos için başka bir yazı hazırlamıştım ancak, dernek toplantımızda geçmiş dönem genel yönetmenimiz Ömer Ruhi Eryurt’un “Büyük Taarruz’un DNA’sı” isimli sunumu sonucu o yazıdan vazgeçtim. Zira genel geçer bilgilerden ziyade belki sizlerin bildiği ancak benim yeni öğrendiğim bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum. Atatürk’ün “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” sözün de hep neden Akdeniz’i gösterdiğini düşünürdüm (tembellik ve miskinlikten dolayı da hiç araştırmadım). Çünkü biz düşmanı Ege Denizi’ne sürüklememiş miydik? Dedim ya bu da benim cehaletim olsun. Meğer Türkiye haritasının eski hali sebebiyle Akdeniz denizinin adı Anadolu, Ege Denizi’nin adı da Akdeniz’ miş. Hal böyle olunca da “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri yerini buluyor. Ya o dönemde yayınlanan mizah dergisi Karagöz Dergisi’nin bu gelişmelerde ki önemi neydi ve neden Karagöz-Hacivat ikilisi önemli gelişmelerde ve hatta cumhuriyetten sonra dahi gösterimlerde önemli yer almıştı? Anlaya...

Özgürlük Karmaşası

Geçen gün kurumda çocuklar serbest zamanda kendi kendilerine oynarken, bir öğrencim “Seray teyze bunlar sevişiyor” diye bir nağra attı. Allah Alla aynı yerdeyim ve böyle davranan kimseyi görmemişken öğrencimin işaret ettiği yere yöneldim. İki arkadaş yerde sadece kollarını birlerinin üstüne koyup şakalaşıyordu. Kim sevişiyor, onlar uzanmış be oğlum, hem erkek erkeğe böyle işler olmaz, diye anlık tepki verdikten sonra, bunu nereden çıkardığını sorduğumda, “O1 AVM de kızla oğlan sarılmış sevişiyorlardı” demez mi? Daha bu çocuk 11 yaşında ve gördüğü toplumdaki manzaralar bunlar. Bizlerde edebi öğretmeye çalışıyoruz. Olacak ya aynı gün akşamı dışarı çıkmam gerekti, yolda yürürken hayli kilolu bir hanım altında mini şort üstünde mayo ile karşıma çıktı. İnanamadım mayomu, diye bir daha baktım. Hoş yarı çıplak gezen gençleri sık sık görüyordum ancak Adana’da mayoyla gezeni ilk kez görmenin şaşkınlığını yaşadım ve bu yazıyı hazırlama ihtiyacı duydum. Evet, kimin nasıl giyindiği, nasıl bir...

"Mühürlü Yalanlar"

Eskiden diploma, insanın yıllarca verdiği emeğin, sabahlara kadar uykusuz kalışının, kütüphane köşelerinde aç karnına çalışmasının ödülüydü. Eğer sahtecilik yapacaksanız da bunun için emek harcıyordunuz. Bazı diplomalar bir fotokopi dükkânında doğuyor, bir noter masasında büyüyor, resmi mühürle de “vatandaş” oluyordu. Sahte diplomalar öyle ustaca hazırlanıyordu ki, resmî kurum bile “Tamamdır, bu gerçek” diye mühür basıyor. Yalan, devlet onaylı hale geliyordu yani. Mühür vurulunca yalan, bir anda “saygın” bir evraka dönüşüyordu. Hatta çerçeveletip duvara asıyorlar; gelen giden bakıp “Vay be!” diyordu. Anlayacağınız eskinin sahtesinde bile bir emek vardı. Ya şimdi? Teknoloji ilerledikçe hayat kolaylaşıyor diyorlardı… Meğer bazı sahtekârlar için hayat “hızlı çekim” moduna geçmiş. Daha önce de yazdığım gibi, eskiden sahte diploma hazırlamak zahmetliydi; kâğıt seçilir, mühür bulunur, imza taklit edilir, bir de tanıdık memur ayarlanırdı. Şimdi? İki tıkla oluyor. Buyurun tanışı...

Akıl Vereniniz Çok Olsun!

Bazı insanlar vardır; ne zaman başınız sıkışsa, onlar oradadır. Yanınızda mı? Hayır, asla. Ama uzaktan uzağa, güvenli bir mesafeden… Size akıl vermek için hazır ve nazır beklerler. Onlara göre sizin derdiniz bir çay demlemek kadar kolaydır. Üstelik limon da koymuşlardır, afiyetle için. “Ne yap biliyor musun?” Bu cümleyi duyduğunuz anda kaçın. Yoksa farkında olmadan kendinizi, bir hayat koçunun ücretsiz demo seansında bulabilirsiniz. Üstelik danışmanlık alırken “istemediğinizi” söyleme hakkınız da yoktur. Çünkü karşınızdaki kişi sadece akıl veren biri değil, aynı zamanda sizi “sizden daha iyi tanıyan” yüce bir bilgedir! En fenası bu akıl verenler de eğer yanlışı söylerseniz, bir tonda sizi fırçaladığı gibi aklı kıt muamelesi yapabilirler. Kendilerini öyle kaptırırlar ki alakaları uzaktan yakından olmamasına rağmen, birden hukukçu olup, kim için akıl veriyorsa onu icralar da mahkemelerde sürüm süründürmeyle tehdit ederken, sağlıkçı olup o aklıyla size en kötü hastalıkları etiketle...

Gizli Otizm ve Yetişkinlikte Belirtileri

Hiç etrafınızda göz temasından ya da dokunmadan rahatsız olan, kaçınan eşiniz dostunuz olmadı mı? Ya da gereksiz yere gözle görülen takıntıya varan davranışları, hiç fark etmediniz mi? Ve hatta kocaman insanlar olmalarına rağmen parmak uçlarında uçarcasına yürüyenleri ya da toplum içinde hep pasif dinleyiciye rastlamadınız mı? Etrafınıza şöyle alıcı gözle bir bakın… Akademik olarak başarıları elde etmiş ancak sosyal ve duygusal olarak sizin bile fark edebildiğiniz davranışları sergileyen ve hatta “bu da böyle zor anlar ”dediğiniz mutlaka etrafınızda birilerini görebilirsiniz… İşte bu insanlar aslında çocuk yaşta fark edilmeyip kendi kendine öyle ya da böyle büyüyüp aramızda yer eden belki de en sevdiklerimiz… Gizli otizm belirtisi gösteren arkadaşlarımız. Gizli Otizm: Çocukluktan Yetişkinliğe Sessizce Taşınan Bir Nörogelişimsel Farklılık Otizm spektrum bozukluğu (OSB), bireyin sosyal iletişim becerilerinde farklılıklar ve sınırlı/tekrarlayıcı davranışlarla kendini gösteren nörogel...

Bize Neler…Neler Öğretiler…

Bu yazıyı hazırlarken aklıma 96 yıllarında Rengin’in seslendirdiği “Aldatıldık” şarkısı aklıma geldi. Şarkının sözlerini hatırlar mısınız? “Bize neler neler öğrettiler sevda üstüne… Aldatıldık aldatıldık sevda böyle değil… Ne masallar niniler söylediler sevda üstüne…Aldatıldık,aldatıldık dünya böyle değil… Ufalana ufalana kaç kuşak, eridik bu yollarda…Kimimiz yerle yeksan, kimimiz zor ayakta… Ufalana ufalana kaç kuşak, eridik bu yollarda…” diye devam eder şarkı. Anlayacağınız hayatımız boyunca hangi sebepten olursa olsun ya aldatılmışız ya da aldatmış… Bunca yıldır masallara kanmış ve bizim için önemli olan bütün değerlerimiz yerle yeksan olmuş durumda… Artık arkasına sığındığımız “ben haklıysam, devlet baba beni korur” kavramı çoktan masallarda yerini almış durumda. Evet, hiçbir dönemde dört dörtlük olmadık. Hayatımız hep bir kaosun içinde sürüklenip durdu. Ancak tesadüfi yaşamlar, hak arayışları bu kadar halkın canını yakmamıştır. Peki, biz bu hale nasıl geldik? Olumsuz olan her şe...

Kardeş Kavgaları

Her gün yeni bir aksiyon, kavga gürültü, cinnet geçirenler, cinayet işleyenler, enses ilişkiler ve “hadi canım” dediğimiz türlü türlü korkunç olaylar… Hep neyi paylaşamadığımızı düşünürüm, zira canlının yaşam süresi belli ki insan evladının ömrü çatlasan 80 yıl gibi bir süre ancak geçmiş tarihe baktığınız vakit kötülüğün genlerimizle bizlere geçtiği de ortada… Kardeş kavgası… El yapınca insanın ağrına gitmeyen, ancak karındaşın yaptığında hepimizi hüzne boğan ihanetler… Bugün size ki çoğunuz biliyorsunuzdur, Kabil ile Habil’in hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Tarihte ki ilk kardeş kavgası, ilk katil ve ilk cinayet… Kabil'in hikâyesi, hem Tevrat’ta (Yaratılış 4. bölüm), hem Kur’an’da (Maide Suresi 27-31. ayetler) yer alan ve insanlık tarihinin ilk kardeş kavgası olarak anlatılan bir olaydır. Kısaca özetleyelim: Karakterler: Âdem ve Havva: İlk insanlar, Allah tarafından yaratıldılar. Habil ve Kabil: Âdem ile Havva'nın oğulları. Kurban Olayı ve Kıskançlık: Allah,...