ROZE…

ROZE…

Bugün sizinle paylaşacağım yazı çok güzel yaşanmış bir hayat hikâyesi.
Ortaokulu grubumuz var arkadaşlarım bu yazıyı yollamıştı. Önce önemsiz bir şeydir diyerek ama yine de önemseyerek bir kenara saklamıştım.
Evet, bir başarı hikâyesiydi. Çok etkilendim.
Galiba bende artık yaşlanıyorum…
Her zaman hiç bir şey için geç kalınmadığını ve bunu hayatında uygulayan bir insan olarak Rose’nın hayata bağlığını, karalılığını yaşı benzemese de kendime çok benzettim…
Eğer gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz varsa bunu er geç isterseniz yaparsınız, koşullar ne olursa olsun…
Özellikle hanımların “ben yapamam ya da çok geç artık” nidaları hep canımı sıkar…
Elbette, emeksiz yemek olmaz, kimse size altın tepsiyle hayatı, başarıyı, mutluluğu, iyiliği sunmaz.
Rose’nın yaşamı hayal değil, bir kurgu da ya da bir hikâye. Gerçeğin ta kendisi…
Çünkü, çevremiz de ben ya da benim gibi insanların varlığını biliyorum…..
Yeter ki, isteyin ve çabalayın mutlaka hayalleriniz bir gün gerçekleşecektir.
Ve naçizane tavsiyem belirli bir yaştan sonra tekrar okula döndüğünüzde aynen size Rose gibi davranıyorlar ve o kadar genç arkadaşlarınız oluyor ki, onların yanın da yaşınızı unuturken onlar sizi örnek alarak hayıflanmaktan vazgeçiyorlar. Hayatta her şeyin bir zamanı vardır. Önemli, olan o gün geldiğin de fırsatı kaçırıp teğet geçmemektir.
Ben okumaya tekrar başladığımda tam 36 yaşındayım yine yuva işi yapıyordum yani mesleğim vardı. İki evladım vardı. Kim duysa profesör mü? olacaksın demişti. Sonra Lise mezunu olarak tekrar 0,8 için Kız Meslek Lisesi, iki tane ön lisan bir tane Lisan Okulöncesi Öğretmenliği diploması ve artık sayılarını unuttuğum Üniversitelerin Hayat boyu Eğitim programından diplomalar….
Elbette ki, herkes gezerken ben ders çalıştım,işe gittim,çocuklarıma bakmaya çalıştım hayatta hiç bir şey kolay değildir.Hele bu hayallerinizi gerçekleştirmekse asla….
Şimdi de yazı yazan ve basın haberleri yapan bir insan olarak Medya İletişim Ön lisans programın da okuyorum…
Neden mi?
Evet, bir profesör olamadım ama hayallerimi gerçekleştirdim ve ayrıca bir işi yapıyorsanız tam yapmalısınız.
Hayallerinizin peşin de koşmak için hiçbir zaman geç değildir….
Çıkan fırsatları görebildiğiniz sürece hayat size gerekeni sunar bu hayatın her evresinde böyledir.
Bu da bir tercihtir kimi hayata çok para kazanmak için gelir kimi de iz bırakabilmek için hayatı yaşar!
Yeter ki isteyin yürekten isteyin ve emek verin mutlaka hayallerinize kavuşacaksınız.
Şimdi Roze’nın hikâyesiyle sizleri baş başa bırakıyorum.
ROSE
“Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra “Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz” dedi…
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu… Döndüm… Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu… “Ben Rose” dedi..
“Benim adım Rose, yakışıklı… 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?..” Güldüm… “Tabii” dedim… “Hadi sarıl bana…” Öyle sımsıkı sarıldı ki… “Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin” diye şaka yaptım..
Minik bir kahkaha ile yanıtladı:
“Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım…”
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık… Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.
Sömestr boyunca Rose kampusun ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu…
Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose’u… Konuşma yapması için… Orada bize verdiği dersi unutmama imkân yok…
Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi…
“Ne kadar beceriksizim, değil mi?…
Özür dilerim…
Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz…
Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil… Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?…”
Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
“Yaşlandığımız için eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz… Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır… Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak… Bir rüyanız olmalı mutlak… Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok…
Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır… Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz… Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.
Asla pişman olmayın… Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü… Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır… Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır…”
Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi…
Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
“Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını” hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu…
Rose’un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
“Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur””
Ve bu muhteşem hayat hikâyesi böyle son buluyor. Beni çok etkiledi. Kim bilir? Cenazem Rose kadar belki kalabalık olmayacak ama arkandan yüzlerce başarılarını uzaktan izleyeceğim çocuklarımın olduğunu bileceğim ve İz Bırakarak hayallerimi gerçekleştirmenin huzuruyla bu dünyadan göç edeceğim…
Her zaman bir rüyanız ve onu gerçekleştirebilecek ruhunuzun olması dileği ile…
Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın,akıl sağlığınızı korumaya çalışın!

Yorumlar