“MUTSUZLUK ŞIMARIKLIKTIR”
“MUTSUZLUK ŞIMARIKLIKTIR”
Evet, bu sözü ilk duyduğum da gerçekten böyle mi dedim. ‘‘Mutsuzluk Şımarıklık mıydı?’’
Bazen, belki de kızıyorsunuzdur her örneği kendi hayatımdan ya da yaşadığım olaylardan vermeme ki Ülkemin yaşadığı zor bir sürecin için de size hiç bir şey kazandırmadığını da düşüne bilirsiniz.Ancak şunu net biliyorum ki birey iradesini kullanarak mutlu olmaya çalışmadığı sürece toplum da bir Ulus da mutlu,huzurlu,hoşgörülü,barışçıl olamaz ve mutsuz, önyargılı nesiller yetiştirmeye devam eder.
Bazen ben de şımarıklığı yapanlardanım, yaşadıklarıma rağmen!
Gelelim kendime neden şımarık dediğime; Ben yazarken, belki sizlerin de hayatına biraz dokunurum ne dersiniz? Ya da çevreniz de benim gibi örnekler var ve siz onlardan bunalıyorsanız nedenini anlar daha hoşgörülü olursunuz kim bilir!
Hepimizin türlü sıkıntıları var ve bu sıkıntılar herkesin yaşanmışlığına göre farklılık gösterir. Kimi için başkasının sıkıntısı sıkıntı değildir. Ben buna ‘‘Allah dağına göre kar veriyor’’ derim.
Çok gençken yaşadığım ani ölümler, kayıplar sonucunda panik atak denilen ileri derece de kaygı bozukluğu ile tanıştım. Aslında insan eğitim ve psikoloji bilimlerini, mesleğimin ötesin de araştırmaya ve kendimi yetiştirmeye o günlerde başladım önce ben kendimi tanımalıydım ve çare olmalıydım elbette kullanılan ilaçlar, terapi bu işi hızlandırdı.
Biliyor musunuz? Çok lanet bir hastalık en ufak özellikle manevi sıkıntı da atağınız yenileniyor ve boğuluyor ya da kalp krizi geçirecekmişsiniz gibi endişeleniyorsunuz bütün bunlar elinizde olmadan yaşanıyor, varsa böyle bir sıkıntınız korkmayın ben hala yaşıyorum yani panik atak nöbeti sonrası kimse ölmüyor sadece çok fena çişiniz geliyor ve bir süre sonra benim gibi kendinizle eğlenebiliyorsunuz.
Evet çok şükür ki bu hastalıkla dört yıl mücadele ettikten sonra yollarımızı ayırdık lakin çocuklu evlilerin ayrılığı gibi oluyor ayrılığınız.Eşinizi görmek istemezseniz bile çocuk için zaman zaman bir araya gelmek zorunda kalıyorsunuz ki benim durum da tas tamam böyle….
Anksiyete yani kaygı bozukluğu ile hayata devam etmek zorunda kalıyorsunuz.
Bakın benimle yaşam ne kadar zor bunu anlatayım;
Eğer birebir görüştüğüm ve gönül bağım oluşmuş kim olursa olsun velev ki telefona cevap vermesi, telefonun meşgul olmasına bile razıyım düşünün durumu mu, o an aklımdan ne felaket varsa geçer inanın saniyeliktir her şey ve kalbim ağrımaya başlar, biz biraz takıntılıyızdır hele mükemmeliyetçilik de varsa serde…
Ooo ne iş olursa olsun bitene kadar kurar dururuz. Hele benim gibi eğitimse işiniz ve ara ara seminer vermeniz gerekiyorsa yandınız. Ben en az iki gün boyunca bildiğim bir konu bile olsa geceleri hep ne yapacağımı uykumda bile tekrarlarım her şey tam olmalı çünkü…
Haa! Salakça bir durumu da vardır benim gibilerin, eğer aradığım kişinin ses tonu çok soğuksa hemen bir sıkıntısı mı var ya da artık benimle görüşmek istemiyor mu endişesine kapılırım. Kaygı bozukluğu ile yaşam zordur.
Belki de çok yanımda olanların dışında ilk defa sizlerle paylaşıyorum bunu. Nedeni de eğer siz de ya da çevreniz de sevdiğiniz bir insan bunu yaşıyorsa lütfen ona daha sakin, hoşgörülü davranın. En azından telefonuna bakamıyorsanız bile mesaj yazı verin olsun bitsin.
Yoksa ki benim için çok geçerli, aradığım insanın kimle ne yaptığı merak ettiğim konu değil, sadece o an iyi olup olmadığı hepsi bu…
Neyse ki aldığım eğitimler ve kendimi kontrol edebilmeye çalışarak durumumu en aza indirmiş durumdayım lakin kaygı bozukluğu her an bir kenarda sinsice bekler. Bu yüzden mümkün olduğunca hobiler edinin ve sizi yargılamayan durumunuzu normal karşılayabilecek arkadaşlıklar edinmeye çalışın.
Bizde yaşanan en yoğun kaygının nedeni hayatımızda önem verdiğimiz işimizin, sevdiklerimizin elimizden kayıp gitmesi, kendimizden çok en önemli endişemiz onların başına kötü bir olay gelmesi ve kaybetmemiz ya da terk edilmemiz.
Bunları ‘‘mutsuzluk şımarıklıktır’’ sözünden yola çıkarak yazdım evet hayatımızda bizi sıkıntıya sokan o kadar çok olaylar yaşıyoruz ki bu olaylardan biraz sıyrılmayı bilmek ve şımarık yapmanın çok ayıp olduğunu bir kez daha fark etmemiz gerek.
Birde şunu öğretti yaşam bana ne olursa olsun mutsuz, kaygılı, üzgün olduğunuz sürece kötü giden hiçbir olayı iyiye çeviremiyor ve hatta bu davranışınızla daha fazla çıkmaza giriyorsunuz ruh halinizi olumlamazsanız da sorumlu olduğunuz insanlara sadece üzüntü, keder verirken hiçbir faydanız olmuyor…
Allah’tan hep şunu dilerim ‘‘bana ne sıkıntı vereceksen lütfen tedavisi olan ve kaldırabileceğim yükü yükle’’ ve belki kaderci diyeceksiniz ki haklı olabilirsini her şer dediğimizin sonun da mutlaka hayırlı bir olay hep gerçekleşiyor ya da benim hayatımda hep böyle oldu….
Ve lütfen etrafınız da eşiniz, dostunuz bu durumdaysa onları kıskançlıkla ya da şımarıklıkla suçlamayın inanın bizlerin tek derdi sadece sağlıklı sağlam olduğunuzu duyabilmek hepsi bu!
Lütfen! Sağlığınız yerindeyse, mutsuz olmak için nedenler aramayın hangi sıkıntıyı yaşarsanız yaşayın sonun da su akıp yolunu öyle ya da böyle buluyor ancak sevdikleriniz ya da siz sağlığınızı kaybettiğiniz de ne yaparsanız yapın hiç bir şey eskisi gibi olmuyor o yüzden mutlu olmayı deneyin olur mu?
Ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü unutmadım ama bugün bu konuyu yazmak istemedim çünkü Ülkem de bunca gazeteci hapiste ve soruşturma altında, basın susturulmuşken inanın böyle bir günü yalandan yazmak içimden gelmedi.
Yine de umutlar tükenmesin bir gün özgür basın olacağımız günlerin gelmesi dileği ile önce yayın yönetmenim ve editörüm Mustafa Özgür olmak üzere bütün gazeteci arkadaşlarımın günü kutlu olsun!
Her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!
Yorumlar
Yorum Gönder