NEDEN BEN YALNIZIM…
NEDEN BEN YALNIZIM…
Çoğu defa hayatta kendimizi yalnız, yapayalnız hissederiz. Birçoğumuz, çok sıkıldığımız anlarda bile, bir dostumuza telefon açıp da ” ocağa çayı koy, birazdan ailecek size geliyoruz ” deme rahatlığına sahip değiliz. Veya arkadaşımıza ” bu akşam yemeğe bize davetlisiniz ” diyemeyiz. Hele hele ” yarın akşam yemeğe size geliyoruz ” demeyi aklımızın ucundan bile geçirmeyiz.
Hayatta karşılaştığımız bireysel, sosyal, meslek hatta ailevi problemlerimizi, canımızı sıkan bir yığın olayı, çok içten bir şekilde anlatacak ve bizi çok samimi bir şekilde dinleyecek, dertlerimizi paylaşacak dostlar arar durur da, fakat bir türlü bulamayız.
Hâlbuki büyük kentlerde yaşamaktayız ve belli bir sosyal statüye sahibiz. Etrafımızda görünüşte birçok meslektaşımız, arkadaşımız, dostumuz ve bir yığın yakınımız, akrabamız var. Ama onlarla münasebetlerimiz hep, bir resmiyet içinde geçer ve daima aramızda geniş bir mesafe bulunur. Zaman zaman candan bir arkadaşımızın, bir aile dostumuzun veya her an yanına gidip her şeyimizi anlatabileceğimiz saygıya lâyık bir büyüğümüzün olmadığını acı acı fark ederiz.
Bütün bunların sebebi nedir ? 21. yüzyıla da, birçok problemine çözüm üreten insan, acaba niçin bu hayati önem taşıyan konuda ciddi bir mesafe kat edememiştir ? Bizi birbirimize karşı bu kadar resmi, soğuk ve mesafeli yapan sebepler nelerdir ?
Aslında bütün bu soruların cevapları, bizim insanlarla ilişkilerimizde, söz ve davranışlarımızda gizlidir. Yani insanları hayatta bu kadar yalnız hâle getiren yine kendileridir. Eğer insanlar, hayatta öğrendikleri birçok konu için ayırdıkları zamanın belki yüzde birini, bu soruların cevaplarını bulmak için harcasalar, bunun karşılığını hayatları boyunca fazlasıyla görürler, çok büyük ve önemli bir problemi çözmüş olurlar.
İnsan ” ilişkilerinde, insanları birbirlerine yaklaştıran, onları çok samimi ” dost, vefakâr bir arkadaş, candan bir yoldaş hâline getiren birtakım altın kurallar vardır. İşte bu yazımda bu kurallar üzerinde durmak istiyorum.
Birinci Kural:
Arkadaşlarınızı, dostlarınızı, yakınlarınızı, hatta hiç kimseyi eleştirmeyin.
Arkadaşlarınızı, dostlarınızı, yakınlarınızı, hatta hiç kimseyi eleştirmeyin.
İnsan ilişkilerinde çok başarılı olan Benjamin Franklin’e başarısının sırrı sorulduğunda bunu şöyle cevaplandırmıştı:
” Her değersiz adam, durmadan eleştirir. Durmadan şikâyet eder. Durmadan suçlar. Ben hiç kimsenin kusurundan, kötülüğünden bahsetmedim. Herkesin iyi tarafları vardır. Ben hep o iyi tarafları anlattım. Benim başarımın en önemli sırrı budur. ”
İnsanlar arasında sarsılmaz bir sevgi, kardeşlik, dostluk, arkadaşlık, hoşgörü, nezaket ve zerâfet olması, insanların birbirini durmadan eleştirmesiyle değil, anlamaya çalışmasıyla mümkündür.
İkinci Kural:
İnsanları takdir edin , onlara önemli bir kişi olduklarını hissettirin, onlara yalana kaçmadan iltifatta bulunun.
İnsanları takdir edin , onlara önemli bir kişi olduklarını hissettirin, onlara yalana kaçmadan iltifatta bulunun.
Dale Carnegie, sahasında otorite olan bir doktora soruyor: İnsanlar neden deliriyor ? Doktor şöyle cevap veriyor: Hiç kimse bunu tam olarak bilemez, ancak, çoğunun gerçekler dünyasından kaçarak, önemli oldukları bir dünyaya göçtükleri muhakkak.
Üçüncü Kural:
İnsanlara karşı gülümseyiniz. Yüzünüzü ekşitmeyiniz. Araştırmalar da bile telefona gülümseyerek cevap verdiğiniz de karşıdaki kişinin sesin tonundan dolayı pozitif yaklaştığını kanıtlamıştır.
İnsanlara karşı gülümseyiniz. Yüzünüzü ekşitmeyiniz. Araştırmalar da bile telefona gülümseyerek cevap verdiğiniz de karşıdaki kişinin sesin tonundan dolayı pozitif yaklaştığını kanıtlamıştır.
Dördüncü Kural:
İnsanlara karşı cömert olunuz. Küçük menfaatlere tenezzül etmeyiniz. Beraber içtiğiniz bir bardak çay bile dostluğunuzu pekiştirir.
İnsanlara karşı cömert olunuz. Küçük menfaatlere tenezzül etmeyiniz. Beraber içtiğiniz bir bardak çay bile dostluğunuzu pekiştirir.
Beşinci Kural:
İnsanlardan selâmı esirgemeyiniz.
İnsanlardan selâmı esirgemeyiniz.
Selâmla girdiğiniz bir yerde ve bir toplulukta size karşı olan peşin hükümler ve kötü bakışlar birden değişecek ve ortalık yumuşayacaktır. İnsanların gerilimi ve atmosferin sıkıntısı rahatlamaya dönüşecektir. Kırıcı konuşma yapmaya hazırlananların süngüleri düşecektir.
Altıncı Kural:
İnsanlara karşı açık ve doğru sözlü olunuz, fakat bu sizin her doğruyu, hem de katı ve kırıcı bir üslûpla söylemenizi gerektirmez. Doğru konuşmak patavatsızlık değildir.
İnsanlara karşı açık ve doğru sözlü olunuz, fakat bu sizin her doğruyu, hem de katı ve kırıcı bir üslûpla söylemenizi gerektirmez. Doğru konuşmak patavatsızlık değildir.
Sonuç olarak arkadaşlarımızı, dostlarımızı, yakınlarımızı, hatta hiç kimseyi eleştirmeyelim. İnsanları daima takdir edelim, onlara önemli bir kişi olduklarını hissettirelim ve sevdiklerimize iltifatta bulunalım. Daima mütebessim ve güler yüzlü olalım, cömert davranalım, selâmı eksik etmeyelim. İşte o zaman çevremiz her şeyini bizimle paylaşmaktan mutluluk duyan dostlarımızla dolacak ve biz onların gönüllerinde daima seçkin bir yere sahip olacağız. Bizler sosyal bir varlığız asla tek başına yaşayamayız. Her şey gibi bunun içinde önce emek vermeliyiz.
Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, sağlıklı kalmaya çalışın!
Yorumlar
Yorum Gönder