Anneannemin Çiçekleri…
Anneannemin Çiçekleri…
Mış gibi yaşamlar!
Hayatımız hep “ mış gibi” geçiyor…
Bilmem farkında mısınız?
“Mış gibi” çocuk büyütüyoruz, dostlar alış
verişte görsün,
“Mış gibi” seviyoruz, mevzu yok demesinler,
“Mış gibi” ülke yönetiyoruz, parsayı nerden
toplarsak artık,
“Mış gibi” muhalefet oluyoruz, yapmış olmak için,
“Mış gibi” isyan ediyoruz, maksat isyan etmek
olsun…
Anlayacağınız her ne yapıyorsak “mış gibi”,
yazdım ya “dostlar alış verişte görsün”…
Mecliste seçtiklerimiz birbirini parçalıyor, neden
şehit olduğunu bilmediğimiz/bilmeyen gencecik fidanlarımız yok oluyor ve biz
onların hayat hikâyelerini okuyup okuyup
ağlıyoruz, esnaf, memur, işçi, işveren geçim sıkıntısından bahsediyor, her gün işletmeler
bir bir kapanıyor, kadınlar, çocuklar ölüyor, sevdamıza bile sahip çıkamayıp “hastalıkta
sağlıkta” derken, ilk ters giden sinyalde kaçıveriyoruz, yokluktan insanlar
canına kıyıyor ve biz hep “mış gibi” sanal dünyada tepki veriyoruz…
Ne oldu bize!
Ya da toplum
olarak kötülük, sevgisizlik iliklerimize kadar işlemiş durum da olduğu için mi?
Ben gelişim
ve eğitim uzmanıyım aklım kötülüklere hainliklere pek ermez, çünkü benim dünyam
minik yüreklerin attığı, minicik ellerin sımsıkı tuttuğu sevgiyle harmanlanan
canların dünyası…
Ah, keşke
biz büyükler onların dünyalarını kirletmekten vazgeçsek ve onların gözüyle
hayat denen zaman dilimini görebilsek, bence bütün sorun burada biter.
Sevmeyi, sevgiyi,
hoşgörüyü, yardımlaşmayı, insanlığı çoktan unutmuş durumdayız.
Eğer, bu
kavramları unutmamış olsaydık, bizlere yapılan haksızlıkları görmez miydik? İntihar
eden canların derdini anlayıp yardım etmez miydik? Kapanan kepenkler için el
birliği ile bir şeyler yapamaz mıydık? Bencilliğimizi bir kenara bırakıp ülkemizin
sorunlarını görmezden gelip bu duruma gelmeden, “bana ne” diyeceğimize doğru
yönetim ve muhalefet yapmaz mıydık? “Benim adamım” diye kayırmayıp işsiz kalan
onca genç, asker olur muydu, sizce?
Sevgiydi, saygıydı, yardımlaşmaydı, örf ve ananelerdi,
ülke sevdası-bütünlüğüydü bizi bir ulus yapan…
Ya şimdi!
Benim insanlarla pek anlaşamayan ancak bütün
canlılarla çok iyi anlaşan bir anneannem vardı.
Anneanneme kuruyan çiçekleri canlanması
için götürürdük. Daha önce de yazdığım gibi, insanlarla pek anlaşamasa da çiçeklerle,
hayvanlarla çok iyi anlaşırdı. Ne yapar eder bu çiçekleri taptaze capcanlı hale
getirirdi.
Tek yaptığı neydi bilir misiniz? İlgi!!!
Sadece ilgi, önemsemek, sevgiydi.
Bilirsiniz, insan, önemsediğini, ilgilendiğini
sever.
Ve bütün bunları sözle, bedenle ifade etmek
ölmüş ruhu bile nasıl da canlandırır değil mi?
Elbette bu asla zorla olmamalı...
Denedim anneannem gibi denedim...
Ama hiç bir çiçeği onun gibi capcanlı yapamadım...
Neden mi? Çünkü; Onun kadar sevemedim!!
Siz de sever, ilgilenir, önem verir gibi yapmayın...
“Mış gibi” yaşamaya devam ettiğimiz sürece, biz
de bir bir ruhlarımızı öldürmeye devam edeceğiz ve bitmeyen kavgalar sürüp
gidecek ne çiçeği canlandırabileceğiz ne de kurumasına izin vereceğiz.
Bence sizde deneyin!
Barışı deneyin…
Sevmeyi deneyin..
Sokağın sesini, komşunuzun çaresizce sessiz
çığlığını duymayı deneyin…
En önemlisi, tekrar insani duyguları kazanmayı
deneyin…
Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın,
akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!
Yorumlar
Yorum Gönder